BLOG

 

  •  
    GORULECEK BIR VIDEO 30.07.11

    Günlüğüme ne kadar uzun bir süredir yazı yazmadığımı görünce şok oldum. Ancak son bir kaç aydır yeni bir mimari proje günlerimi doldurdu. Aslında size asıl bu proje ilgili yazmayı istiyorum cünkü inanıyorum ki bu proje bana ruhsal güçlerin bir hediyesi olarak geldi. Ama onunla ilgili yazının biraz daha beklemesi gerekecek çünkü çok daha uzun bir hikaye!!!

    Bu kısa yazıyı hemen yazmak istememin nedeni bir arkadaşımın bana yolladığı bir video bağlantısının beni çok etkilemiş olması.

    http://www.youtube.com/watch?v=EBYPlcSD490&feature=youtu.be

    Videonun sonunda sevinç ve şükran hislerinin öylesine güzel bir ifadesi varki insani düşündürüyor; ne kadar üstün bir eko sistemin icinde olduğumuzu kabullenip dünyamizdaki tüm canlılari aynı toplumun birer üyesi olarak görebilsek hepimizin hayatı ne kadar güzelleşecek. Bu video benim icin yapılan en güzel çağrı idi...

  •  
    ALDIGIMIZ YARDIMI GOSTEREN BIR BASKA HIKAYE

    İstanbul’da ise bir başka ilginç olay oldu. Bu kez bir çocuk doktoru bayan beni görmeye geldi. Bir gün önce bir grup çalışmasına katılmıştı ve ölen çocuğunun acısını taşıdığını söylemişti. Seansa başladıktan çok kısa bir süre sonra cep telefonum çalmaya başladı. Kendime telefonu kapatmayı unuttuğum icin kızmıştım. Kimin aradığına bir göz atıp kapattım. Arıyan bir yakın arkadaşımdı. Seansa devam ettik.

    Önce bir bayanın portresi çizildi ve onunla ilgili bilgileri verdim. Arkasından başka bir resim daha yapmam gerektiğini hissettim. Bu kez yapılan ufak bir çocuğun portresiydi. Cocuğun başı sargılıydı. Bayana resimdeki çocuğu tanıyıp tanımadığını sordum. Acaba çocuğumuydu? Yoksa belki bir hastasıydı? Tanımadığını söyledi. Yine de resmi onun almasını önerdim. Belki daha sonra aklınıza gelir yada gelecekte bir anlamı olabilir dedim.

    Seans sonrası cep telefonumu actım. Bırakılmış sesli bir mesaj vardı. Mesaj daha önce beni arıyan arkadaşımdandı. Ağlıyor, çok acil ona yardım etmemi istiyordu. Geri aradim. Telefonuma cevap verdiğinde bir hastanedeydiler. Hemen hastaneye gittim ve hikayenin geri kalan kısmını hastanenin acil bölümünde öğrendim.

    Akşam üstü beş yaşındaki kızı, iki aylık oğlu ve annesi ile parka gitmişlerdi. Dönüşlerinde parktan sokağa bir kaç demir basamaktan çıkmalari gerekiyormuş. Bir bey yardim etmek istemiş ve bebek arabasının bir ucundan tutmuş ve biraz fazla kaldırınca bebek aradan kayıp baş üstü demir basamak üzerine düşmüş. Hemen hastaneye kaldırmışlar. Kafatasında kırık ve içeride kanama olduğu görülmüş!

    Bir anda bana niçin başında sargı bezleri olan bebek portresinin çizdirildiğini anladım. Benim gözümün önüne gelen bebeğin yüzünde yaramaz bir gülümseme vardı. Arkadaşıma üzülmemesini, bebeğin iyileşeceğini söyledim. Bir kaç gün sonra bebeğin başında nürolojik bir hasar olmadığı ve sağlığına kavuşacağı anlaşıldı.

    Ertesi gün portreyi verdiğim çocuk doktoru bayanı aradım ve olanları anlattım. O da çok şaşırdı. Geri yolladiği portre kaç gün sonra elime geçti. Resme tekrar baktığımda ise beni başka bir sürpriz bekliyordu. Çizilen bir bebek resmi değil genç bir adamın resmiydi!

    Bence bu bebeğin büyüyüp genç bir adam olacağına açık bir kanıttı. Onlara firsat verdiğimizde bize nasil yardım ettiklerine daha güzel bir örnek olabilir mi?

  •  
    GERCEKTEN YARDİM EDEBİLİYORLAR Mİ DİYE HİC MERAK ETTİNİZ Mİ? 12.10.10

    Bu yaz Hong Kong ve İstanbul’da programlarım vardı. Eylül ayında Londra’ya döndükten sonra da Günlük sayfasına yeni yazılarımı koymayı planlıyordum. Ancak Hong Kong’dan  İstanbul’a dönüşümde annem hastalandı ve tüm planlarımı bir süre icin rafa kaldırmak zorunda kaldım. Londra'ya ancak Eylül ayının sonunda annem iyileştikten sonra dönebildim.

    1995- 2000 yılları arasında Hong Kong’da yaşamış, mimar ve kent tasarımcısı olarak çalışmıştım. Hong Kong’da 10 sene önce de ruhsal konularda olan çalışmalara ilgi duyulduğunu biliyordum ama henüz ben kendim bu konuda çalışmıyordum. Ancak, bu kez yaptığım seyahatte Hong Kong’u ziyaret eden ruhsal iletimciler arasında ilk kez portre yapan kişinin benim olduğumu söylemeleri sürpriz oldu.

    Hong Kong’da ilginç çalışmalar oldu ancak içlerinden biri gerçekten cok şaşırtıcı bir sonuç verdi!
    Bir Çin’li bayan sevgili babası ile iletişim kurmak dileğiyle beni görmeye geldi. Gerçekten babası da iletişime geçti ve kendi karakteri, giyimi ve diğer bazı bilgileri verdi. Tüm bu bilgileri bayan kabul etti ama kabul edemediği bir konu vardı; babasının ölümü üzerine verdiği bilgi.

    Babasının bana aktardığı derin bir uykuya dalma isteği ve o nedenle de sandalyeden düşüyormuşum gibi hissetmemdi. Bu dört beş kez tekrar edildi ve her seferinde bayan başını sallayarak ‘hayır’ dedi, Çünkü onun bildiği babasının yüksek bir yerden atlıyarak intihar ettiğiydi.

    Bu konuyu orada bıraktık ama bütün gece beni düşündürdü. Ertesi gün bayanı aradım ve babasının intihar olayına kimsenin şahit olup olmadığını sordum.  ‘Hayır’ diye cevap verdi. Babasının bize verdiği bilgileri bir kez daha konuştuktan sonra ikimizde aynı sonuca vardık; babası belki de intihar etmemişti. Belki başı dönmüştü, ya da belki çok içkili olduğu için düşmüştü. Ölümü öylesine çok farklı nedenlerden kaza sonucu olabilirdi ki. Sonunda babasının ölümünün büyük bir olasalıkla bir kaza sonucu olduğu fikrine vardık ve bu düşünce onu çok rahatlattı. Öyle görünüyordu ki babası kızının ve annesinin onun intihar etmesinden dolayı utanç icinde yaşamalarını istememişti.

  •  
    OTE DUNYADAN VERILEN PORTRELER… AMA KIMLERIN! 15.6.10

    Her toplu gösteri yaptığımda, öncelikle kısa bir açıklama yapar, nasıl çalıştığımı anlatırım. Her çalışmanın bir deneme olarak kabul edilmesi gerektiğini, çünkü her defasında olayın kendine özel olduğunu söyler, o nedenle de sonuçlara açık olmalarını isterim. Yakın zamanda yaptığım iki grup çalışmasi bunun ne kadar doğru olduğunu ortaya koydu. Her ikisinde de çizilen bazı portreler ve yapılan iletişim daha önce yapmış olduğum tüm çalışmalardan çok farklı idi.

    Stockwell kilisesinde 4 Haziran’da yaptığım gosteride, çizilen ilk iki portrenin o anda hayatta olan iki kişiye ait olduğu ortaya çıktı. Daha öncede yaşayan iki kişinin portrelerini yapmıştım ama bunlar özel görüşmeler sırasında verilmişti. Bu toplu bir gösteri için bir ilk idi.

    İlk çizilen portre genç gözüken bir beye aitti. İletişim kuran kişi ise “öte dünya”da olan annesi idi. Bize oğluna şifa verildiğini soyledi. Bu çizimi kabul eden bayan daha sonra resmi almaya geldiğinde açıklama getirdi ve dedi ki o akşam kiliseye girer girmez ilk yaptığı bu beyin ismini şifa listesine koymak olmuştu. Bu bey aslında o anda hastanede olan ve çok kısa bir süre önce ameliyat geçirmiş yaşlı bir beydi ve gerçekten şifaya gereksimi vardi. Şifa verildiğinin haberi ise annesi tarafindan yanıtlanmıştı!

    İkinci çizilen portre ise bir bayana aitti. Dinleyiciler arasındaki bir bey verilen bilgileri kabul ettiği gibi resimdeki kişiyi de hemen tanımıştı. Daha sonra o da bize bu bayanin şifaya ihtiyacı olduğunu, kendisini bir kaç gün önce gördüğünde  kiliseye gelip şifa almasını önerdigini soyledi. Bayan ise kendisinin hiç bir zaman spiritüel kiliseye gitmeyeceği yanıtını vermişti ama işte şimdi kendi olmasa da resmi kilisedeydi! Belki verdiği yanıtı tekrar düşünmek istiyecektir!

    Diğer bir ‘ilk’ ise 6 Haziran’da Barnes Healing kilisesinde gerçekleşti. Çizilen portrelerden birisi 10 yaşlarında gözüken bir erkek çocuğunun resmi idi. Bu çocuğun arkasında çok büyük bir gururla genç bir kadın durduğunu görüyordum. Hissettiğim bu bayanın o çocuğun annesi olduğuydu. Aldığım bilgileri ilettiğimde arka sıralarda oturan bir bey elini kaldırdı ve bu resmin kendisinin çocukluk resmi olabileceğini söyledi. Annesini 12 yaşinda iken kaybetmişti. Şimdi çok daha ileri bir yaşta olmasına rağmen, resimle bu beyin benzerliği de çok şaşırtıcıydı. Ancak annesi kendi resminin değil oğlunun portresinin çizilmesini sağlamıştı!

    Bu yukarıdaki hikayelerden de anlaşılacağı gibi çizilen portreler ve verilen bilgiler sadece ölümden sonra hayatın devamlılığını kanıtlamak icin verilmemişti, aynı zamanda ‘ote dunya’ya gecmis sevdiklerimizin bizim hayatımızla ne kadar yakından ilgilendiklerini vede yardım ettiklerini gösteriyordu.

  •  
    YENI HIKAYELER... 18.4.2010

    Herkese merhaba

    Yazı yazmayı benim yeteneklerim içinde sayamam, o nedenle de portrelerle ilgili hikayeleri yazmakta biraz yavaş davranıyorum!

    Bu yazıları eklemek istememin nedeni sadece gösteriler hakkında daha açık bir bilgi vermeleri değil, aynı zamanda ‘öte dünya’ üzerine verdikleri şaşırtıcı bilgiler. Umit ederim sizlerde onları benim kadar ilginç ve aydınlatıcı bulursunuz.

    Şimdiye kadar sadece dort hikayeyi yazabildim; Anna’s father, Frank Wilkinson, Edith May Wallace ve Irene Barton. Yenilerini de yazdıkça buradan haberini verecegim. Resimlerinin uzerine tiklarsaniz hikayelerini okuyabilirsiniz.

    Aşağıdaki hikaye ise benim bir gösterimden alıntı. Ancak bu kez galerideki resimlerden birisi ile ilgili değil. Nedenini ise okuyunca anlıyacaksınız…

     


    19 YAŞINDAYDI

    Geçen hafta çok tanınmış bir ruhsal iletişimcinin verdiği bir konuşmaya katılmıştım. Bir bayan ölü doğmuş cocukların ruhlarının olup olmadığını sordu. Cevap annenin ilk hamile kaldığı andan itibaren çocuğun ruhunun var olduğu idi.

    Bu konuda benim fazla bir bilgim yoktu ancak bu bana 2009 yılında Clapham Spiritualist kilisesinde yaptığım bir gösteriyi hatırlattı. Genç bir bayanin resmi çizilmişti. Uzun düz saçlari vardi ve başinda taze çiçeklerden yapılmış bir taç taşıyordu. Ben öncelikle iletişim kurulan kişinin karakteri uzerine bilgiler alırım ancak bu kez hissedemiyordum.

    Onlerde tek başına oturan bir bayan, biraz da tereddutle, “benim bir kızım var, resim onun kızkardeşine benziyor” dedi. Bana bir isim verilmişti, sordum “Sophie kim?” Bayan “onun ismi Sofia idi” dedi. Ama dedim bana “elim hiç yeryüzüne değmedi” diyor? Evet dedi bayan, “ölü doğmuştu”!!

    Bayana kızından olan mesajı verdim. Daha sonra portreyi almaya geldiğinde anlattı. Yaşasaydı dedi, kızım 19 yaşında olacaktı, resimde görülen yaşta. O akşam kocası onunla kiliseye gelemeyecegini söylemiş ve çıkarken “gelirken resim getir” demişti. Oyle gözüküyor ki kızı babasının isteğini duymuştu...

     

  •  
    BIR NOEL HIKAYESI... 18.3.2010

    Noel tatilinden bir kaç gün önce sihirli bir olayla karşılaştım. Benim istediğim internet sayfamı bu hikaye ile birlikte yeni yılda birlikte hayata geçirmekti. Ama, bu güne kadar beklemem gerekti
     
    Noel tatilinden bir kaç gün önce, soğuk ve karanlık bir öğleden sonra, hızlı hızlı yürüyerek Londra, Hampstead’da olan bir randevumdan eve dönüyordum. Her iki yanında yüksek yaşlı ağaçların ve ailelerin oturduğu büyük evlerin olduğu bulvar terkedilmiş gibiydi. Yürürken, bir bahçenin duvarının dibine bırakılmış, geniş ve sık yapraklı bir bitki gordüm, yakından bakınca Ataturk çiçeği (poinsettia) olduğunu anladım. Kıpkırmızı yaprakları karanlıkta bile göz alıcı idi. Yoluma devam ederken bitkinin bu soğuk ve buzlu geceden sağlam çıkmayacağını düşünerek üzüldüm.
     
    Bulvar üzerinde bir kaç ev geçmiştim ki içimden gelen bir his beni durdurdu, geri gitmeli ve yalnız duran bitkiyi almalıydım. Geri yürürken, aklımdan sorular geçiyordu; niçin alıyorsun? Alıp ne yapacaksın? Elime aldığımda plastik saksının kırık oldugunu farkettim. Belki de bu nedenle yol kenarına atmışlardı.
     
    Yolun biraz aşağısında, otobüs durağında oturan bir yaşlı bey gördüm. Bitkiyi ona alması icin teklif ettim ama reddetti. Yoluma devam ettim ve birazdan bir yan sokağa saptım. Yine yolun iki tarafında büyük evler vardı ama görünürde kimseler yoktu. Gözüme biraz daha ileride park etmiş olan bir küçük kırmızı kamyonet takıldi. Yaklaştığımda önde, yan koltukta birisinin oturduğunu ve arabanın arkasının aletlerle dolu olduğunu gordüm. Arabanın hemen yanında arabanın sürücüsü oldugu belli olan birisi termos ve çay bardaklarını toparlıyordu. Oyle gozüküyordu ki bir çay molası vermişler vede yollarina devam etmek üzere idiler. Ustlerinde kirli kıyafetleri ve başlarinda kalın yünlü şapkalar vardı. Sansımı denemeye ve bulduğum bu bitki ile ilgileneceklermi diye sormaya karar verdim. Yolda bulduğum bu bitkinin çok hoş olduğunu ama hemen bir aylık bir seyahate çıkacağim için evime götüremiyeceğimi söyledim. Saksıyı elimden aldı ve dikkatlice gözden geçirdi.
     
    O da saksının kırık olduğunun farkına varmıştı. O akşam saksıyı yeniliyebileceğini ve ertesi gün, eliyle işaret ederek, şu büyük evlerden birinde yaşıyan bir bayana getirebileceğini söyledi. Bu bayanın bu çevredeki bahçelerin çoğunun sahibi oldugunu anlattı. Ayni gün, kendisine bu yıl Noel'de içinden hiç bir sey yapmak gelmediğini soylemisti. Merak etmiştim bu beyin kim olduğunu, sordum. Kendisinin bu bayanın bahçıvanı olduğunu soyledi.

    O anda ikimizin de birer elçi olarak kullanıldığımızın bilincine vardım. Bu yaşlı bayana bir Noel hediyesi ulaştırıyorduk! Eve kadar yüzümde kocaman bir gülümseme ile yürüdüm.

    Yolumuzun üstüne mucizeler her zaman çıkar, yeter ki görmek isteyelim…